Arama Motoru Olarak Ecosia Kullanmanız İçin 7 İyi Sebep

Ecosia Çevre Dostu Arama Motoru

Ecosia, 2009 yılında Almanya'da kurulan ve Bing arama motorunun algoritması üzerinde çalışan yeni nesil bir arama motoru. Ecosia'yı, Bing, Yandex ve Google'dan ayıran en büyük özelliği; Bcorp sertifikasına sahip olması ve kârını iklim kriziyle mücadele için harcaması... Hadi gelin, bu yeni nesil arama motorunu yakından tanıyalım ve neden arama motoru olarak Ecosia kullanmamız gerek, ona bakalım.

Ecosia Nasıl Çalışıyor?

Ecosia, sizlerin yaptığınız arama sorgularında tıpkı Google, Yandex ve Bing gibi; reklam göstererek gelir elde eden bir arama motoru. Elde ettiği gelirleri, dünya genelindeki birçok ağaçlandırma projesinde finansman sağlamak üzere kullanıyor. Arama sonuçlarının kalitesi hakkında, objektif bir yorum yapmak gerekirse; hala Google'dan iyi sonuçlar getirmiyor. Özellikle spesifik konularda ve Türkçe olarak arama yapıyorsanız, Google'da da bir bakmak durumunda kalabilirsiniz. Ancak spesifik olmayan konularda ya da İngilizce olarak arama yapacaksanız, Ecosia'nın sonuçları sizin için gayet etkili olacaktır.

Ecosia, elde edilen reklam gelirinin arama sorgusu başına ortalama 0,005€ civarında olduğunu söylüyor. Bu da 45-50 aramanız için bir ağaç dikilmesi anlamına geliyor. Bu oran aradığınız kelime gruplarına ve reklam görüp görmemenize göre değişiyor. Fakat ortalamada 45 arama sorgusu, bir ağaç olarak doğaya kazandırılıyor.

Ecosia Karbon Nötr ya da Karbon Negatif mi?

Ecosia, yapılan arama sorguları için tüketilen elektriği, güneş enerjisiyle sağlamayı tercih eden bir arama motoru. Bunun için yeşil enerji sağlayan firmalardan elektrik satın almak yerine, kendi solar çiftliklerini kurmuşlar ve sunucularının ihtiyacı olan elektriği buradan karşılıyorlar. Alt yapısını kullandıkları Bing'in de karbon nötral olduğu yönünde bir deklarasyonu bulunuyor. Yani, Ecosia üzerinden arama yaparken internetteki karbon ayak iziniz hakkında daha az endişe duyabilirsiniz.

Ecosia Nerelerde Ağaçlandırma Yapıyor?

Ecosia, dünya genelinde birçok noktada ağaçlandırma çalışmalarına destek veriyor. İlk yıllarda WWF projelerine destek veren arama motoru, sonralarda lokal ağaçlandırma derneklerine doğrudan destek verme stratejisini benimsemiş. Son paylaştıkları finansal raporda (Kasım 2020 bu yazı yazıldığı tarih itibariyle yayınlanan son rapor) Madagaskar, Fas, Hindistan, Brezilya ve Nikaragua'da ağaçlandırma projelerine destek verdikleri bilgisi yer alıyor. Dünya genelinde bu ülkelerden başka, hangi alanlarda ağaçlandırma yaptıklarını ve çeşitli sorulara yanıtları Tree Updates adını verdikleri video serisiyle Youtube kanallarından paylaşıyorlar. Hemen aşağıda Youtube kanallarından aldığım bir video yer alıyor.
 

Ecosia'yı Ben Nasıl Keşfettim?

Aslında kötü bir zamanlamayla, Avustralya'daki yangınlarla ilgili olarak bir şeyler ararken karşıma çıktı. İnceledikten sonra da kullanmaya başladım. Avustralya'da yeniden ağaçlandırma amacıyla, ReforestNow ile işbirliği yaptıklarını ve bir günde 26.000 ağaç dikimi yaptıklarını okudum bloglarında

Arama Motoru Tercihinizi Ecosia Olarak Değiştirmeniz İçin 7 İyi Sebep

Yazının buraya kadar olan bölümünde, zaten birçok iyi sebep bulduğunuzu düşünüyorum. Ama yine de toparlayalım. İşte Ecosia kullanmanız için 7 iyi sebep:
  1. Ecosia karbon negatif bir arama motoru.
  2. Ağaçlandırma yaptığı bölgelerde, istihdam oluşturuyor ve monokültürden uzak bir ormanlaşma sağlıyor.
  3. Dünyanın birçok bölgesinde ağaçlandırma yaparak, gelecekte oluşabilecek iklim ilticalarının önüne geçmeye çalışıyor.
  4. Finansal raporlarını, düzenli olarak paylaşıyor. Ayrıca gelecekte gelirlerinde yaşanabilecek dalgalanmaların önüne geçerek ağaçlandırma çalışmalarında sürekliliği sağlamak için yedek akçe ayırıyor. (Son finansallara göre yedek akçe miktarı 7 milyon euro seviyesinde.)
  5. Her 1,3 saniyede bir ağaç dikilmesine olanak sağlıyor. Şimdiye kadar kullanıcılarının kollektif olarak ürettikleri geliri 117 milyondan fazla ağaca dönüştürmüş durumdalar.
  6. Yerinizden kalkmadan, sadece günlük bir tercihinizi değiştirerek dünya için iyi bir şey yapmanızı sağlıyor.
  7. İyiliğin bulaşıcı olduğuna canlı bir örnek sunuyor.
Elbette Ecosia, Bing alt yapısını kullandığı için arama kalitesine doğrudan bir etkileri yok. Fakat Ecosia'yı tercih eden kullanıcı sayısı arttıkça, arama kalitesinin artacağından emin olabilirsiniz. (Bunun sebebini, iki arama motorunun karşılaştırması, Bing ve Google başlıklı yazıda bulabilirsiniz.) E artık Ecosia'yı beğendiyseniz, bloglarına bir göz atabilir ya da doğrudan kullanmaya başlayabilirsiniz. Daha fazla arkadaşınızın arama motoru olarak Ecosia'yı tercih etmesi için bu yazıyı da paylaşmayı unutmayın! :)

Finansal Özgürlük Yolunda Ultra Tasarruf Dönemi

Finansal Özgürlüğü Daha Hızlı Kazanmak İçin Ultra Tasarruf Dönemi

 Finansal özgürlük kavramı, bir süredir hayatımda olan ve bu amaç doğrultusunda çaba sarf ettiğim bir kavram. Hayatımı, hiç kimseye muhtaç olmadan devam ettirebilmek, sevdiklerime daha fazla vakit ayırabilmek ve hobilerimle uğraşabilmek için çalışmamam gerek. Çalışmamak için de, Mısırdaki paşa dedemin ölmesini ve bana miras bırakmasını beklemem mümkün olmadığına göre; tasarruf etmem lazım. Tasarruflarımı da etkili bir şekilde yatırıma yönlendirmem ve pasif gelir elde etmem gerekiyor. Pasif gelirimin büyümesi için de tasarruflarımın ve yatırımlarımın artması lazım. Tüm bu lazımlar bir araya toplanınca, cep telefonumdan esinlendiğim yeni bir kavram ortaya çıktı: Ultra Tasarruf Dönemi...

Ultra Tasarruf Nedir?

Finansal Özgürlük İçin Ultra Tasarruf

Cep telefonlarında şarjın daha uzun süre dayanabilmesini sağlayan ultra tasarruf modu, telefonun birçok batarya tüketici özelliğini kapatır. Finansal özgürlük için ultra tasarrufta da biz aynısını yapacağız. Bataryamızı yani paramızı korumaya alacağız. Bunun için, aldığımız bir tane sakızdan, evimizdeki büyük harcamalarımıza kadar tüm harcamalarımızın bir listesini yapacağız. Bu listeyi yaptıktan sonra, temel ihtiyaç olmayan her şeyi 1 ay ile 3 yıl arasında bir süre boyunca, listeden çıkaracağız. Listeden çıkardıklarımızdan artırdığımız para, bizim ultra tasarrufumuz olacak.

Bu arada belirtmeliyim ki; ultra tasarruf kavramı, hayatınızı paylaştığınız insanlar tarafından da desteklenebilir durumda olmalı. Aksi takdirde, siz her şeyden kısmaya çalışan bir Bay Harpagon gibi görülmeye başlarsınız. (Bay Harpagon, Moliere'in Cimri adlı eserindeki ana karakterdir. Cimriliğiyle nam salan bu arkadaş, hayatı maddi açıdan etrafındakilere dar etmektedir.)

Finansal Özgürlük İçin Ultra Tasarruf Nasıl Yapılır?

Finansal Özgürlük İçin Ultra Tasarruf Nasıl Yapılır


Ultra tasarruf içinde bütün harcama kalemlerimize dikkat edeceğiz. Buna mutfak harcamalarımız da, elektrik-su faturalarımız da, günlük alışkanlıktan kaynaklı harcamalarımız da dahil. Bunun en güzel örneğini, mercimekle tasarrufa girişen Latteden Borsaya isimli blogun yazarı yapmıştı. 2017'de yazdığı yazıda, tasarruf etmeye evin mutfağından başladığını belirtmiş. O yılki fiyatlarla yaptığı hesaplamada, dışarıda yemek yemeyerek tasarrufa aktardığı paranın 10 yılda 11 bin lira olacağını bulmuş.

Sadece mutfak/yemek harcamalarındaki alışkanlıklarımızı değiştirerek biriken para gerçekten çok büyük. Ben de iş yerinde çok fazla çay kahve içen biriyim. Her ne kadar dışarıda yemek yemesem de abur cuburu çok tüketiyorum. Fakat son iki aydır, yani hayatıma finansal özgürlük ve ultra tasarruf kavramları girdiğinden beri; abur cuburu ve iş yerindeki çay kahve tüketimimi azalttım. Bu sayede aylık 250 lira daha tasarruflarıma ilave edebiliyorum.

Ayrıca, daha önce günde bir saat elektriksiz yaşadığımdan bahsetmiştim. Bunu birçok amaçla yaptığım için, bazı günler bir saatten daha fazla elektrik tüketmediğim oluyor. Ayrıca elektrik faturalarıma da son derece özen gösteririm, aylık kaç kilowatt elektrik tükettiğimi ve elektriğin birim fiyatını mutlaka bilirim. Bu takibe başladığımdan beri, elektrik faturamın 30 lira daha az geldiğini fark ettim. Bu yılda 350 lira demek. Hiç fena değil.

İş yerinde de çay kahve için günde 10 lira civarında bir para harcıyorum. Bu miktarı da olabildiğince düşürdüm ve artık aylık harcamamı bu kalemde 70 liraya sabitledim diyebilirim. 150 lira da buradan tasarruf ediyorum aylık. Yılda 1800 lira demek.

Kalem kalem takip edip topladığınızda, yıllık rakamların baya dişe dokunduğunu fark edeceksiniz. Üstelik bileşik getiri etkisiyle, yıllar içerisinde bu aşamada biriktirdikleriniz çok büyük rakamlara ulaşacak. Yani, gelirimizin en az %30'unu, en çok %70'ini tasarruf edebilir hale gelene kadar, harcamalarımızdan kısmaya devam edeceğiz. Peki bunu ne kadar süre yapacağız? Yukarıda bir ayla üç yıl arasında bir süre dedim ama bunu biraz daha açmak istiyorum. Bu ultra tasarruf döneminin süresi, bize, gelirimize ve yatırımlarımızdan elde ettiğimiz getiriye göre değişiyor. Fakat, benim için bu süre ilk 100.000 liraya ulaşana kadar devam edecek gibi görünüyor. Eğer siz daha kısa süre, daha az bir miktar ya da daha başka hedefler belirliyorsanız; ultra tasarruf dönemini kendinize göre ayarlamalısınız.

İlk yüz bine ulaşmama da biraz daha vakit var gibi görünüyor. Yüz bin liraya ulaştıktan sonra da bu artık bir alışkanlık haline dönüştüğünden, aynı şeyi yapmaya devam edebilirim. Çünkü, Benjamin Franklin'in de dediği gibi, "Eğer zengin olmak istiyorsak, kazanmak kadar biriktirmeyi de düşünmemiz gerekir."

Günümüzde hala hayatta olan ve dünyanın en zengin insanlarından biri olan Warren Buffet'ın hayat hikayesini ve yaşam tarzını da incelediğimizde aynı şeyi görüyoruz. Özellikle yakın zamanda Bay Kârdan Pay'ın blogunda Türkçe altyazı hazırladığını duyurduğu Warren Buffett Olmak isimli belgeselde de bariz bir şekilde fark ettim ki; Buffett hala bile gayet tasarruflu ve mütevazı bir hayat yaşıyor. Belgeselde söylediği ve çok hoşuma giden bir şey var: "Hayatım boyunca harcadığım para, kazandıklarımın %1'inden az." Yani aslında zenginlik, sadece disiplin, tasarruf ve yatırımla geliyor. Kazancınız ne kadar çok olursa olsun, eğer biriktirmiyorsanız, gelecekte finansal özgürlükten söz etmeniz mümkün olamaz.

Toparlarsak... Ultra tasarruf dönemi, finansal özgürlük için birikimlerimizi hızlıca artırmamız gereken başlangıç döneminde, elimizdeki tüm imkanları seferber ettiğimiz, bütün harcamalarımızdan kesintilere gittiğimiz ve artırabildiğimiz her kuruşu yatırıma sevk ettiğimiz bir dönemdir. Ultra tasarruf dönemi, bizim gelecekteki hedeflerimize ve birikimlerimizin mevcut durumuna göre değişen sürelerde uygulanabilir. Fakat bana kalırsa, finansal özgür olmak isteyen herkesin mutlaka girmesi gereken bir dönem ultra tasarruf dönemi. 

Siz ne dersiniz ultra tasarruf benim düşündüğüm kadar etkili mi finansal özgürlüğümüzü kazanmakta?

Günde 1 Saat Elektriksiz Yaşamak

Günde 1 saat elektriksiz kalırsanız ne olur? Elektriksiz geçen 1 saatin size ve dünyaya etkileri neler?

Günümüzün tamamında, sürekli tüketim halindeyiz. Bunlardan en az farkına vardığımız kalem de muhtemelen elektrik. Türkiye'de bir günde ortalama kişi başı elektrik tüketimi 10kWh düzeyinde. (12.01.2021 tarihi itibariyle, Teiaş verilerine göre, sanayi tüketimleri de dahil olmak üzere yaptığım kaba hesaba göre.) Bu da günün bir saatinde, 0,4kWh elektrik tükettiğimiz anlamına geliyor. Yıl boyunca her gün, tam anlamıyla elektrik olmaksızın bir saat geçirmemiz halinde 154 kWh elektriği tüketmemiş olacağız. Bu da bir yıl boyunca ödediğimiz elektrik faturalarımızdan birinin cebimizde kalması anlamına gelebilir. Elbette mesele sadece para değil. Bu dikkat çekmek için söylediğim bir şeydi. Elektriksiz bir saatin çıkış noktası, elektrik olmadan yapabilecekleriniz ve daha başka şeyler için buyrun yazının devamına...

Günde 1 Saat Elektriksiz Kalabilir misiniz?

Ben tek başına yaşayan biri olarak, bunu her gün uygulamaya çalışıyorum. Unuttuğum günler ilk başlarda oluyordu ama artık çok nadiren unutuyorum. Hatta süresini artırdığım günler de oluyor. Çalışma saatlerim nedeniyle, gün aydınlıkken eve gelmiş oluyorum ve evin bütün şartellerini kapatıyorum. Telefonumu da kapattıktan sonra, alıyorum kitabımı ve evin en sevdiğim (ışık dengesi itibariyle) noktasına geçiyorum ve kitaptan sıkılana kadar okuyorum. Bu hem çok keyifli, hem de iki güzel amacımı bir araya getiriyor. Biri iklim krizine karşı, bireysel olarak yapabileceklerimden birini gerçekleştiriyor olmak. Diğeriyse, kitap okumaya daha fazla vakit ayırmak...

Peki siz günde bir saat boyunca elektriksiz yaşayabilir misiniz? Bence, yaşayabilirsiniz. İlk başlarda mutlaka zorlanacaksınız. Fakat zaman geçtikçe bunun keyifli olduğunu fark edeceksiniz. Çünkü, telefonlarımız, bilgisayarlarımız, televizyonlarımız ve tabletlerimiz bizi çepeçevre sarmış durumda. Bağımlı olmadığını düşünenler bile, kısmen ya da tamamen bu cihazlara bağımlı olmuş durumda. Beynimizin bizi hayatta tutan nörotransmitterlerinden biri olan dopamin, bizi bu cihazlara daha da bağlıyor. Konuyla ilgili yazdığım dopaminin bağımlılıklarımızdaki rolü ve dopamin detoksu hakkındaki yazıyı incelemenizi tavsiye ederim.

Kendi kendinize yapacağınız bir saatlik elektrik kesintisi, size dopamin detoksu etkisi de yaratacağından; birçok bağımlılık mekanizmasına karşı avantaj kazanmanızı ve hayat kalitenizi artırmanızı da sağlayacaktır. Böylece günlük aktiviteler sizin için daha keyifli hale gelecektir.

Bir Saatlik Elektrik Kesintisinin Çıkış Noktası

İklim krizinin gün geçtikçe derinleşmeye başlamasıyla birlikte, dünya genelinde bu soruna dikkat çekmek için çeşitli organizasyonlar ve protestolar yapılmaya başlandı. Bunlardan biri de Dünya Saati uygulaması. Dünya Saati uygulamasında, yılda bir gün bir saat boyunca elektrik kullanılmıyor ve her yıl bu etkinliğe katılanların sayısı artıyor. Ben bunu 3 yıl kadar önce öğrendim, sonrasında iklim krizi hakkındaki araştırmalarım ve kişisel çabalarım arttıkça, her gün kendi kendime bir saatlik bir dünya saati uygulamaya başladım.
Dünya için bir saatlik elektrikli cihazları kapatarak uygulanan Dünya Saati için hazırlanan görsellerden biri.

Bu yukarıda da değindiğim gibi, birkaç açıdan bana fayda sağlıyor.
  1. Etrafta uyaran herhangi bir şey olmadığı için daha kapsamlı düşünme fırsatı,
  2. Doğal ve kısa bir dopamin detoksu,
  3. Günlük olarak edilen tasarruf,
  4. Kitap okumaya daha fazla zaman ayırmak,
gibi aktif faydaları var bana. O yüzden, kendi kendime yaptığım bu harekete gönül rahatlığıyla sizi de davet edebilirim. En azından birkaç gün deneyebilirsiniz.

1 Saat Elektriksiz Kaldığınızda Neler Yapabilirsiniz?

Sadece kendi kendinize elektriksiz kaldığınızda değil, genel olarak elektrik kesintilerinde ya da kafanızı biraz dağıtmak istediğinizde de yapabileceğiniz şeyler var. Bunlardan en yararlısı, bence, kitap okumak. Serdar Kuzuloğlu'nun Neden Kitap Okumalıyız? başlıklı konuşmasında dediği gibi, "insanların ömürlerini verdikleri bilgileri" sünger gibi emmenizi sağlar. Bir saat kitap okumak, sıkıcı gelebilir. Hele günümüzde o kadar çok görsel ve işitsel materyal varken etrafta... O zaman sadece kitap okuyun demeyelim de, elektrik kesintisinde yapılabilecekler listesi verelim.
  • 1 saat boyunca, gün içerisinde yaptıklarınızı değerlendirebilir veya yapacaklarınızı planlayabilirsiniz.
  • Geleceğe dönük planlamalar yapabilir ya da hayal kurabilirsiniz. (Dopamin detoksu kapsamında bunu yapmayı düşünüyorsanız hayallerinizin fantastik hayaller olmamasına özen gösterin.)
  • Yazabilirsiniz. Ne yazdığınızın gerçekten bir önemi yok. Düzenli olarak yazmak, sizin iletişim becerilerinizi kuvvetlendirecektir.
  • Çizebilirsiniz. Profesyonel olmasına gerek yok, ufak tefek karalamalar bile sizi zihnen dinlendirecektir.
  • Ailenizle/sevdiklerinizle sohbet edebilirsiniz. İletişim çağında, iletişimsizliğin en yüksek olduğu zamanlardayız. Birbirimizi dinlemeye ve anlamaya gerçekten ihtiyacımız var. Bir saat elektriksiz kalmak, bu iletişimi zaruri hale getirebilir.
  • Enstrüman çalabilirsiniz. Eğer bir enstrüman çalma yeteneğiniz yoksa, şarkı söyleyebilirsiniz.
  • Daha önce üzerine düşünmediğiniz konular, olaylar ya da nesneler üstüne düşünebilirsiniz. Emin olun düşüneceğiniz çok fazla şey çıkacak. Ben bunu ilk yapmaya başladığımda, hayatımı tamamen otomatik pilota devrettiğimi ve Adam Sandler'in Click filmindeki gibi yaşadığımı fark ettim.
Bunların hepsinin size Insta'da ya da Tinder'da kaydırmaktan daha çok şey katacağına emin olabilirsiniz. Yine de yapabileceklerinizin daha kapsamlı bir listesini görmek isterseniz, Dünya Saati internet sitesinde yer alan Karanlıkta Yapılabilecek 60 Şey başlığına göz atabilirsiniz.

Günde 1 Saat Elektrikli Her Şeye Neden Ara Vermelisiniz?

Çünkü ister küresel ısınma deyin, ister iklim değişikliği, ister iklim krizi... Karşımızda küresel bir felaket var. Buna karşı bizim de bir şey yapmamız gerekiyor. Elektrikli cihazların hepsi, istesek de istemesek de karbon ayak izimizi çoğaltıyor. Karbon nötr ya da karbon negatif yaşamak zaten oldukça zor. Fakat yine de bir şeyler yapabiliriz. Bunlardan en önemlisi de toplam enerji talebimizi düşürmek. Bu gidişatımızı "hemen" değiştirmeyecek ama bize zaman kazandırabilir. Morgan Freeman ve Scarlett Johansson'ın oynadığı Lucy isimli filmde, Freeman'ın söylediği güzel bir söz var: "Hepimiz zaman kazanmaya çalışıyoruz." Felaketi önlemek mümkün olmayabilirse de geciktirebiliriz. Ne kadar geç, o kadar iyi.

Günlük enerji talebimizi 1 kWh düşürdüğümüzde, karbon ayak izimizden 400 gram karbonu silmiş olacağız. Yılda 146 kilogram daha az karbon salınımı demek bu. Elbette bu rakam çok küçük ve dikkate almaya bile değmeyebilir. Fakat, bir yerden başlamak ve ilerlemek gerekiyor. Bu blogun mottosunda denildiği gibi; dünden akıllı insanlar ve dünden ilerideler. Düne göre daha iyi bir konuma geçmek gerek.

Bu noktada dikkatlerden kaçmaması gereken unsurlardan biri de Türkiye'nin enerji arzında, büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı olması. Linyit, taş kömürü, asfaltit, doğal gaz, fuel oil gibi fosil yakıtlar ülkemizdeki elektrik talebinin %70'ini karşılıyor. Yani aslında ikincil çevre sorunlarını da düşünürsek, elektrik talebimizi düşürmek -bizim ülkemiz özelinde- sandığımızdan çok daha faydalı olabilir. (Araya sıkıştırmadan geçemeyeceğim, pandemi yasakları başladığında kısıtlamaların "30 Büyükşehir + Zonguldak" olarak açıklanmasının sebebinin termik santraller olduğunu ve bizim yüksek elektrik talebimizin koca bir şehri kronik akciğer hastası edebileceğini de aklımızda tutmamız gerek.)

Toparlarsam... Günde bir saat elektriksiz yaşamak, Dünya Saati eylemlerinden etkilenerek geliştirdiğim, daha sonra başka ikincil amaçlar da edindiğim ve büyük bir keyifle sürdürdüğüm bir alışkanlık. İklim krizine etkisi belki çok düşük olacak bir yönelim ama yine de bir şey yapmış olmanın, öylece oturmaktan daha iyi olduğuna inanıyorum. Üstelik sadece çevre açısından değil, hem tasarruflarımı artırmama yardımcı olması, hem kendimi geliştirmeye fırsat tanıması açısından da bu keyfi uyguladığım bir saatlik elektrik kesintilerini seviyorum. Size de tavsiye ediyorum. Ne dersiniz, kendiniz ve gezegeniniz için, günde bir saat elektrikten vazgeçebilir misiniz?

Dopamin Detoksu Nedir?

Dopamin, beynimizde sinirsel iletimde de rol oynayan bir hormon ve nörotransmitterdir. Fakat, son zamanlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki; dopamin sıradan bir hormon değil. Doğrudan karar alma mekanizmalarımıza etki eden bir hormon. Öyle ki; birçok sosyal medya uygulaması bu hormondan faydalanarak sizin uygulamada daha fazla vakit geçirmenize yol açıyor. Televizyonlar sizi daha uzun süreler ekran başında tutabiliyor ya da "malum" sitelerde bu hormon nedeniyle daha fazla vakit geçiriyorsunuz. Hadi gelin, dopamin nasıl çalışır, bağımlılığa nasıl sebep olur, dopamin detoksu ne işe yarar gibi soruların yanıtlarına dilimiz döndüğünce yanıt verelim...

Dopamin Hormonu Nasıl Çalışır? 

Dopamin hormonu, yukarıda gördüğünüz gibi bir modele sahiptir ve insan vücudu tarafından doğal olarak sentezlenir. Evrimsel süreç içerisinde gelişiminin nedeni, vücudumuzdaki pek çok hormonla aynıdır: Bizi hayatta tutmak. Dopamin hormonu, özellikle şekerli şeyler bulduğumuz zaman ya da üreme imkanı ortaya çıktığında hızla salgılanır. İnsanlığın ortaya çıktığı ilk çağları göz önünde bulundurursak, zor zamanlarda tüketilebilen tatlı meyveler ve genetiğin aktarılabilmesi ihtimali; gayet yaşamsal. Fakat zamanı biraz ileri sardığımızda, işlerin de tadı kaçmaya başlıyor. Çünkü insanoğlu, rafine şekeri, tütün içmeyi, çeşitli uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri, televizyonu, sinemayı, pornografiyi ve sosyal medyayı icat etti.

Bu sayılan uyaranların hepsi de bize dopamin hormonu salgılattıran ve ödül algımızı harekete geçiren şeyler. Sosyal medya da her gördüğümüz fotoğrafta, dopamin salgılıyoruz. TV seyrederken, sigara içerken, tatlı yerken ya da kumar oynarken ve mastürbasyon yaparken...

Dopamin, bu aktivitelerin tamamında bizi "canlı" tutuyor. Ödüllendirildiğimizi düşünüyoruz ve hangi kötü alışkanlık olursa olsun; "bir taneden bir şey olmaz" mottosuyla can sıkıcı noktalara gidebiliyor.

Zamanı tekrar insanlığın başlangıcına saralım. Güzel bir elma ağacı keşfeden bir avcı toplayıcı olduğunuzu varsayın. Bunu hafızanızda tutmanız gerekir. Beyniniz, size dopamini sunar, böylece nöronlarınız arasında gerçekleşen iletimlerle; harekete geçer, etrafı inceler, elmayı yer ve bir sonrakinde tekrar gelebilecek şekilde oradan uzaklaşırsınız. Temelde böyle çalışan dopamin, aşırı salınması sonucunda, sizi farkında olmadan bir bağımlıya dönüştürür.

Dopamin Nasıl Bağımlılığa Neden Olur?

TLC'de yayınlanan Ağır Yaşamlar programını hepiniz seyretmişsinizdir. Seyretmeyenler bile internette mutlaka bununla ilgili bir içeriğe denk gelmiştir.
Ağır Yaşamlar'da çok ciddi kilo problemi olan insanların hayatları ve kilo verme çabaları anlatılıyor. Fakat bu noktaya nasıl geldiklerinden pek bahsedilmiyor. Ben 110 kilodan, 75 kiloya zor bela düşmüş biri olarak biraz bu gidişten bahsetmek istiyorum. (175 boyum var meraklısı için.)

Aslında her şey biraz tatlı istemekle başlıyor. Fakat insülin ve dopamin mekanizmaları o kadar güzel çalışıyor ki; biraz zaman geçtikten sonra, bir daha canınız istemeye başlıyor. Günler geçtikçe, siz farkında olmadan tükettiğiniz rafine şeker ve karbonhidrat miktarı yavaş yavaş artıyor. En sonunda, obeziteye geçiş yapıyorsunuz. Fakat o da ne? Yaptıktan sonra pişman olacağınızı bile bile, iki kase sütlacı gömmüşsünüz bile!

İşte bunu yaptıran şey dopamin. Önceleri bir parça çikolata hafif bir mutluluk kaynağıyken, zaman içinde 80 gramlık paketlerden birkaç tane yer hale gelirsiniz. Neden? Çünkü, beyniniz zannettiğinizden çok daha zeki! Yeni normale hemen adapte olur. Daha fazla salgılanan dopamin hormonu için, hemen daha fazla dopamin reseptörü açar. Böylece, sizin tatmin eşiğiniz yükselir. Özellikle mesele çöp gıda (İngilizce junk food, hızlı tüketilen bilimum abur cuburu bunun içinde sayabilirsiniz.) olduğu zaman, önceleri bir iki tane cips kırıntısı yeterken; sonra iki paket bana mısın dememeye başlar... 

Uzun zaman önce, bu blogda yazdığım Neden Televizyon İzliyoruz? başlıklı bir yazı vardı. Dopamin mekanizmasını öğrendikten sonra, fark ettim ki; sadece o yazıda saydığım sebeplerle değil, aynı zamanda ekrandaki hareketlerin bize dopamin salgılattırması da TV izleme sebeplerimizden biri. Etrafınızda en az bir kişi vardır, her güne bir dizi sıkıştıran... Dopaminin nasıl çalıştığını görmeniz için o kişiyi gözlemlemenizi tavsiye ederim, o kişi sizseniz bile!

Aynısını tütün, alkol, uyuşturucu, kumar ve porno gibi bağımlılıklarda da görmek mümkün. Konu hakkında, Youtube'dan biri Türkçe biri İngilizce iki tane Ted konuşması linki vereceğim. Türkçe olan konuşma, Üsküdar Üniversitesi'nden Nesrin Dilbaz hocaya ait, Bağımlı Beyin. Nesrin hanım, çok sade bir dille, görsellerle ve bilimsel kanıtlarıyla birlikte alkol-uyuşturucu gibi maddelerin beynimizi nasıl etkilediğini anlatmış. İkinci konuşmaysa, Nörobilimci Amy Reichelt tarafından yapılan ve This is your brain on sugar başlığıyla yayınlanan bir konuşma. Amy Reichelt da dopaminin beynimizin profrontal korteksine olan etkilerini çok güzel anlatmış. (Türkçe altyazısı maalesef yok.)

Kısacası, bize dopamin salgılattıran şeyler, temelde "ödül" olarak algıladığımız ve tekrar yapmak istediğimiz şeylerden oluşuyor. Her seferinde, yeni oluşan dopamin reseptörlerimizi de uyarabilmek için, daha fazlasını istiyoruz ve bu bizi bağımlılığa götürüyor.

Dopamin Detoksu Nasıl Yapılır?

Vücudumuza dopamin direnci kazandırdığımızda, yani bağımlılığımızı pekiştirdiğimizde; eskiden yaparken çok keyif aldığımız şeyleri yapamaz hale geliriz. Eskiden çok keyif alarak uğraştığımız hobilerimiz, büyük bir zevkle okuduğumuz kitaplarımız bize yavaş yavaş uzak gelmeye başlar. Bunu fark ettiğimizde, aklımıza ilk gelen şey dopamin olmaz tabi ki... "Ya ne güzel, eskiden sayfalar dolusu okuyabiliyordum. Şimdi okuyamıyorum." Ne kadar da güzel kendimizi kandırırız.

Fakat, derinde yatan sebep; dopamin direnci geliştirmemiz ve daha fazla dopamin istememizdir. Eskiden bir birimlik dopamin bize yeterken, şimdi bin birim az gelebiliyor. Yani, reseptörlerimizin bir kısmını kapatmamız gerek. Bu hayat kalitemizi artırmak ve bağımlı olmamak için gerekli. Bağımlıysak da seviyesini düşürmek ya da kurtulmak için. (UYARI: Tütün, alkol vb. bir maddeye bağımlılığınız varsa; lütfen bir sağlık profesyonelinden yardım alın. Sağlığınızla ilgili karar vereceğiniz yer internet değildir.)

Dopamin detoksu kavramının ortaya çıkışından da bahsederek nasıl yapıldığını ve dopamin detoksu yaparak elde edeceğiniz faydaları naklederek yazıyı sonlandıracağım. (Zaten baya uzun bir yazı oldu, buraya kadar sıkılmadan okuyabildiyseniz, bu konuda ciddisiniz demektir. Ve benden size tam destek, lütfen geri adım atmayın.)

Dopamin Detoksunun Ortaya Çıkışı

Dopamin detoksu, internette söylenilenlere göre Silikon Vadisi'nde ortaya çıkmış. Çok fazla uyarana maruz kaldığını fark eden teknolojinin zeki çocukları, beyinlerini dinlendirme gereği duymuş ve ara vermişler. Çok ironik değil mi? Geliştirdikleri uygulamalarla, bizi ekran başında daha fazla tutmaya çalışan insanların bu uygulamaları kullanmaya ara vermeleri? Bu konuda çok sevdiğim bir Netflix belgeselini tavsiye edeceğim: Social Dilemma. Yapay zeka uygulamalarının sizi nasıl tanıdığını ve sizi daha fazla uygulamada tutmak ve daha fazla reklam görmenizi sağlamak için neler yapıldığını anlatan etkileyici bir belgesel.

Dopamin Detoksu Nasıl Yapılır?

Sadece dopamin için değil, genel olarak bir şeyin detoksu; o şeyi almayarak-üretmeyerek yapılır. Dopamin için de aynısı geçerli. Dopamin salgısını kısarak, dopamin detoksu yapacağız. Peki nelerden vazgeçeceğiz, ne kadar süre vazgeçeceğiz?
Dopamin detoksu için:
  1. Bir süre, televizyon, bilgisayar, akıllı telefon kavramlarına veda edeceğiz. Bu haftada bir gün -24 saat- de olabilir, günde birkaç saat de olabilir. Ama bir süre dopamin salgılamayı azaltmamız gerek.
  2. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan, fast fooddan olabildiğince uzak duracağız.
  3. Sigara, alkol vs. tüketiyorsanız; mutlaka azaltacaksınız ya da bırakacaksınız.
  4. Porno izlemeyeceksiniz, mastürbasyon yapmayacaksınız.
  5. İddaa oynamayacaksınız, bahisin her türlüsünden uzak duracaksınız. Sanal ya da gerçek kumara yaklaşmayacaksınız. (Böyle yazınca da kendimi Miroğlu kanunlarını yazan senarist gibi hissettim, hehe 😃)
  6. Sosyal medya uygulamalarını 1. madde kapsamında değerlendiriyorum ama yine de tekrar yazalım: Insta'da, Tinder'da kaydırmayacağız, Twitter'da RT yapmayacak ve DM'den kimseye yürümeyeceğiz.
  7. Anlık mesajlaşma uygulamalarına ve e-postalarımıza gün içerisinde belli saatlerde bakacağız, kimsenin profilini stalk etmeyeceğiz.
Eee geriye ne kaldı? Valla, pek bir şey kalmadı. Bu saydığım maddeleri, arkadaşlarımın arasında söylediğimde, "Ot gibi yaşayacağız." diyen bir dostum olmuştu. Ona da dediğim gibi, evet, aynen öyle yapacağız!

Çünkü, bağımlılık etkisi altında kalan beyin; gelecekte çok daha büyük problemler yaratabilir. Dopamin detoksu sayesinde, hem bağımlılıklarımızdan sıyrılma ihtimali gün yüzüne çıkar, hem de gelecekte yaşayabileceğimiz beyin hastalıklarının ihtimali azalır.

Bu yukarıda saydığım maddeleri hayatınızdan çıkardığınız zaman, geriye kalan vakitte, uzun yürüyüşler yapılabilir, sayfalar dolusu kitaplar okunabilir. Yani, yukarıdaki şeyler yok diye oturup sadece tavanı seyretmeyin. Bunu kendiniz için daha faydalı bir hale getirin. İzci sosyal medyada kaydırmaz, DM'den yürümez, izci okur, izci kendini geliştirir! Hadi bakalım yavru kurtlar, dopamin detoksunuz hayırlı olsun. 👍

Finansal Özgürlük Nedir?

Yazının açılışını damdan düşer gibi bir soru sorarak yapmak istiyorum: Tekrar çalışmak zorunda kalmayacak kadar paranız olsaydı ne yapardınız? Bugün sizinle bir anlaşma yapsak ve ben size desem ki; "Hayatınızın geri kalanında, tüm harcamalarınıza ben sponsorum." Bu anlaşmanın hemen peşinden, yapmak isteyeceğiniz şeyler neler? Hadi gelin, bu damdan düşer gibi girişten sonra; yazımızın esas konusuna dönelim ve biraz finansal özgürlükten bahsedelim.

Finansal Özgürlük - Fare Yarışından Kaçış

İnsanların birçoğunu etkileyen çok iyi kitaplar vardır. Benim için de bunlar Robert Kiyosaki'nin Zengin Baba Yoksul Baba adlı kitabı ve George Clason'ın Babilin Kervan Taciri adlı kitapları oldu. Zaten okumayı seven biriyimdir ama nedense 2020'ye kadar bu kitaplarla rastlaşamamışız. Bu iki kitabı okumadan önceden de birikim yapıyordum. Fakat bir odak noktam yoktu. Finansal özgürlük kavramı, bana oldukça uzaktı. Bu iki kitabı okuduktan sonra, finansal özgürlük üzerine daha fazla okumaya ve daha fazla düşünmeye başladım.

Finansal özgürlük nedir sorusunun yanıtı, yazının başında benimle yaptığınız anlaşmadır. Sponsorunuz elbette ben değilim ama sizin harcamalarınızı karşılayacak bir sponsorunuz var: Birikimleriniz. Birikimleriniz ne kadar çoksa, harcamalarınızı o kadar uzun süre endişe duymadan finanse edebilirsiniz. Böylece çalışma hayatına dönmenize de o kadar uzun süre gerek kalmaz. Kısacası, sizin değil; paranızın sizin için çalışması durumuna Finansal Özgürlük denir.

Babilin Kervan Taciri ve Zengin Baba Yoksul Baba kitapları da bunları gayet yalın bir dille anlatıyor. Her iki kitabın da temelde öğretisi; gelir seviyeniz ne olursa olsun, finansal özgürlüğünüzü kazanabileceğiniz ve bağımsız insanlar olabileceğinizdir. Robert Kiyosaki, finansal özgürlüğünüzden sizi uzaklaştıran şeyler için "Fare Yarışı" tanımlamasını kullanıyor. Ben bu tanımı çok seviyorum. Gerçekten, gereksiz yaptığımız her harcama gelecekteki özgürlüğümüzü engelliyor. Finansal özgürlük hedefine ne kadar geç varırsak, fare yarışından ne kadar geç çıkarsak; yapmak istediğimiz şeylere ayıracağımız vakit o kadar azalacak. Yazının ilk sorusunu hatırladınız mı? Tekrar çalışmak zorunda kalmayacak kadar paranız olsaydı ne yapardınız? İşte bu sorunun cevabına ayıracağımız zaman o kadar az olacak.

Çünkü insanız ve esas sermayemiz, 30.000 ile 40.000 gün arasında değişiyor. Sermayemizin ne kadar çoğunu kendimiz ve sevdiklerimiz için kullanabilirsek; o kadar kârdayız. Bu yüzden de bu fare yarışından bir an önce çıkmak gerek.

Finansal Özgürlük İçin Ne Kadar Para Gerekli?

Bu yazıyı okumaya devam ettiğinize göre; siz de benim gibi fare yarışından bir an önce çıkmak gerektiğini düşünüyorsunuz. Bu durumda, siz de benim sorduğum soruyu soracaksınız: Finansal özgürlük için ne kadar para gerekiyor bize? Bu soruya, genellikle yıllık harcamalarınızın 25 katı olarak cevap veriliyor yabancı kaynaklarda. Peki, bu miktara kaç yılda ulaşabiliriz? Ne kadar efor sarf etmemiz gerekir?

Bu soruların yanıtını aşağıdaki tabloda görebilirsiniz. Fakat ortalama değerlerden konuşacak olursak, 625.000TL ve 14,5 yıl süre yeterli gelecektir.

Tabloyu hazırlarken, oldukça küçük bir başlangıç noktası seçtim. Yıllık 50 bin lira gelir ve 10 bin lira da birikmiş parayla yola çıktığımızı varsaydım. Birçok yabancı kaynakta, güvenli çekim oranı olarak kabul edilen %4 çekim oranını kullanarak; ömrümüzün geri kalanında çalışmamıza gerek bırakmayacak miktarlar tablodaki gibi. 

Fakat tabloda asıl dikkat çeken kısım, kırmızı ile işaretlediğim kısım. Tasarruflarımızı gelirimizin %35-%65 aralığında tutarak; minimum 8,5 maksimum 23,5 yılda finansal özgürlüğe ulaşabiliyoruz. Harcamaları ne kadar kısar ve tasarrufa yönlendirirsek o kadar kısa zamanda finansal özgürlüğümüze kavuşabilir ve fare yarışından çıkış biletimizi alabiliriz.

Tabloyla ilgili olarak son bir şey daha, tabloda enflasyonla alakalı bir şey yer almıyor. Getiri oranını, enflasyon+getiri oranı olarak düşünmenizde yarar var. Enflasyonun altında getiri elde ettiğiniz takdirde; finansal özgürlüğe erişemezsiniz.

Finansal Özgürlüğe Ulaşmak İçin Hangi Enstrümanları Kullanmalısınız?

Finansal özgürlük yolculuğuna çıkanların en çok kararsız kalabilecekleri nokta burası olabilir. Yatırım fonları, eurobondlar, yurt içi ve yurt dışı hisse senetleri, döviz ve Türk Lirası mevduat, altın ve gümüş gibi değerli metaller, bireysel emeklilik sistemi, kira sertifikaları, devlet tahvilleri vs. vs. Bunların hepsi olabilir, odaklanacağınız sadece birkaç tanesi de olabilir. Bu noktada karar vermeniz gereken şey, ne kadar öğrenmek istediğiniz. Bu enstrümanların hepsini tanırsanız, yatırımlarınızı etkin bir şekilde yönetme ve yatırımlarınız hakkında etkin karar alma imkanınız artar. Fakat bunların hepsinin zamanla olacağını unutmamalısınız. Önceliğiniz tasarruflarınıza odaklanmak olmalı. Tasarruflarınızı ne kadar artırabilirseniz, o kadar iyi.

Tasarruf oranınız, tabloda açıkça görebileceğiniz gibi; fare yarışından çıkmanızda en büyük etken. O yüzden finansal anlamda bilginizi artırmak, tasarruflarınızı artırmaktan sonraya kalabilir.

Finansal Özgürlük Yolculuğuna Başlayacaklara 5 Küçük Tavsiye

Finansal olarak özgür bir adam olmaya karar verdiyseniz, çok büyük bir adım atmışsınız demektir. Bundan sonra, aklınızda mutlaka tutmanız gereken 5 küçük tavsiyem olacak...
  1. Mutlaka bütçe yapın. Bu size tasarruflarınızı artırabilmeniz için yol gösterecektir.
  2. Öğrenmeyi ve okumayı alışkanlık haline getirin. Finansal okur yazarlığınız ne kadar yüksek olursa, o kadar etkin karar alabilirsiniz.
  3. Yorulduğunuz yerde destek verecek kişiler olsun etrafınızda. Ortalamada 14 yıl sürecek bir yolculuğa çıkıyorsunuz, yorulacaksınız. Pes etmeye yaklaşacaksınız. Öyle zamanlarda sizi motive edecek, yılgınlığınızı geçirecek birileri olmazsa etrafınızda; pes edersiniz.
  4. Yıl sonlarında mutlaka muhasebe yapın. Yıl içinde tasarruflarınıza ne ekleyebildiniz, yatırımlarınız enflasyon üstü getiri sağladı mı? Sağladığınız getirileri yeniden yatırıma dönüştürdünüz mü? Gelecek yıl hedefleriniz neler? Bunları bir şekilde not alın.
  5. Eğer finansal özgürlük yolculuğuna çıkarken, sıfırda değil de ekside başlıyorsanız; faiz ödediğiniz borçları temizleyerek ilk adımlarınızı atmaya başlayın.
Kendi durumum hakkında kısa bir bilgi vererek yazıyı toparlamak istiyorum. İki kitap okuyarak başladığım bu yolculukta, net olarak eksideydim. Tam bir yıl önce başlamıştım. Biraz birikmişim vardı ama borçlarım varlıklarımı aşıyordu. Borçlarımın neredeyse tamamını temizledim. (Sadece düşük faizli -enflasyondan bile- 7000 TL kredi borcum kaldı.) Ve mütevazi de bir birikime sahip hale geldim. Yol uzun ve ben kararlıyım. Bu fare yarışından çıkacağım! Size de tavsiye ederim, gelin birlikte yürüyelim...