Bir Gün Öleceğim ve...


Şu hayattan bir sürü insan gelip geçiyor. Her gün onlarca insan doğuyor. Yepyeni yaşamlar vücut buluyor. Binlerce hayal kuruluyor. Binlerce insan telaş içerisinde koşuşturuyor. Ve her gün onlarca insan ölüyor. Ölüm dediğimiz bir sıfırlanma noktası. Sayı doğrusunun iki ucunun sonsuzda buluşması gibi. Sıfırda başlayan, sıfırda bitiyor.

Bir gün gelecek, hepimiz sıfıra geri döneceğiz. İşte o gün geldiğinde olmasını istediğim, çok istediğim bir şey var... Söyleyeceğim ama önce kısacık bir hikaye anlatayım. Mahsuni öldüğü vakit, bir arkadaş diğerine, üzgün bir şekilde diyor ki:

- Duydun mu? Mahsuni ölmüş.
Ötekisi cevap veriyor:
- Üzülme öldüğüne. Ya hiç doğmasaydı?

Ölenin ardından söylenebilecek en güzel lafı söylüyor. Beş kelime. Sadece beş kelimeyle, varlığının bu dünyada bir farklılığa neden olduğunu anlatıyor. Benim de ardımdan böyle söylensin isterim. İnsanlar öldüğüm için üzülmesinler. Bu dünyada, onların yaşamlarında, birilerinin kalplerinde, bir farklılık yarattığım için sevinsinler istiyorum.

Ya da Tesla gibi, çoğu insan tanımasa da, ismimi bilmese de olur. Ama benim yaptığım bir şeyler, onların hayatlarında pozitif bir etki yaratsın. İlgi duyan tanısın. "Büyük adammış. Bak onun yaptığı şu şeyleri biz hala kullanıyoruz." desinler.

İkisinden biri olsun işte. Ölüp gideceğim. Ve tek arzum bu olacak. İşte o zaman, ölüm benim için sıfır noktası olurken; başkalarının 1 noktası olur, mutluluk olur.

Satıcıların Sizi Kandırmasını Nasıl Engellersiniz?

Şimdilerde satış danışmanı titriyle iş yapan, eski deyişle tezgahtar olan insanların ekserisi, prim usulüyle para kazanır. 1000 lira maaş alıyorsa, satış rakamlarına göre bu maaşa primler ilave edilir ve -atıyorum- 1400 lira para kazanmaya başlar. Haliyle, satış yapan insanlar da kendi ceplerini düşünerek, müşterileri kimi zaman kandırır, kimi zaman taltifler, kimi zaman doğruyu söyler ve satışını yapmaya çalışır. Peki, satış danışmanı olan bu insanların sizi kandırmasını nasıl engellersiniz?

30 Yaş Altı, Dişlerini Muhtemelen Erken Dökecek


30 Yaş Altı, Dişlerini Muhtemelen Erken Dökecek
Türkiye'de nüfusun neredeyse yarısını oluşturan yaş grubu, 30 yaşının altında. Ve ülkenin tüm problemlerini temelde sırtlayan kesim de bu kesim. Ekonomik sorunları, işsizlikleri, gelecek kaygıları ve göçmen problemleri gibi birçok konudan mustarip olan bu yaş grubu; muhtemelen diş sıkmaktan dişlerini erken dökecek. Peki, bunun çözümü nerede? Bunun çözümü, üzülerek söylemeliyim ki; yine bu yaş grubunda. Ancak bu noktada, başka bir problem var. Bu yaş grubu, -yaş küçüldükçe- problem çözme yetisini kaybediyor. Bunu bize PISA testleri gösteriyor. 15 yaşındaki çocuklar, basit problemleri dahi çözmekten aciz durumdalar.

Bu konuda, Emin Çapa'nın Tedx'te söylediği çok güzel bir söz var. "PISA testlerinde bu sonuçları alan çocuklar, benim emekli maaşımı ödeyemez. Sizin emekli maaşınızı da ödeyemez. Yanlış anlaşılmasın, çocuklar aptal değil. Aptal olan sistem." diyor Çapa. (1) Emin Çapa'nın o konuşmada söylediği tüm sözlerinin tamamının altına imzamı tereddütsüz atarım. Ödeyemezler. Neden biliyor musunuz? Karşılaştığı en ufak problemi çözmekten aciz bu gençler, ne üretebilir, ne dünyayı anlayabilir, ne de yaşlandığınızda size bakabilir...

Tasarruf İçin: Harcamalardan Kısmak mı? Geliri Artırmak mı?


Tasarruf yapamadığını belirten insanlara hemen herkes, "Giderlerini azaltması" yönünde tavsiye verir. Fakat gerçekte durum biraz farklı. Tasarruf etmek için her zaman giderlerin kısılması yeterli gelmeyecektir. Bu durumda gelirlerin de artırılması gerekebilir. Peki nasıl olacak? Ya da sadece giderlerden kısıntılar yapmak, yeteri kadar tasarruf edebilmek için yeterli mi? Hadi biraz irdeleyelim...


Öncelikle, meseleye bir sıvacının bana söylediği bir sözle giriş yapayım. "Parayı nasıl kazandığın değil, nasıl harcadığın belirler kenara koyabildiğin miktarı." demişti. Doğru söz demiştim. Uzun bir süre de bu konuşmadan hatırımda kalanları etrafıma anlatmıştım. Ancak giderlerinizi belirli bir yere kadar azaltabildiğinizi ve daha fazlasında hayat standardınızın düşmeye başladığını gördüğünüzde; bunu durdurmanız gerektiğine inanıyorsunuz.

Şu Hayatta 4 Kişiye İmreniyorum

Tuhaf başlıklı yazılarıma bir yenisini ekliyorum şu anda... İmrendiğim 4 insandan bahsedeceğim bugün. Her biri birbirinden güzel, birbirinden farklı insanlar. Ortak bir noktaları var: Gezmek. Listeye başlayalım. Her birine neden imrendiğimi de açıklayarak gideceğim.

1- Burak Akkul

Çok Gezenti programının sunucusu olur kendisi. Dünya üzerinde gezilmeye değer neresi varsa, gidip gören biri. Programlarının kayda değer bir kısmını seyrettim. Birçok şehirde dibim düşerken, bir kısmına burun kıvırdım. Fakat, bu adama imrenme sebebim, sadece gezmesi değil. (Evet o da var. Ama asıl sebep o değil.) Eşiyle birlikte, yüz ifadelerine yansıdığı kadarıyla sevdiği bir işi yapıyor. Ve kendi deyimiyle, "evini zihninde" taşıyor. (Bunu söylediği kısım şurası, 1-2 dakika ayırsanız kafi.) İşte bu yüzden ben bu adama imreniyorum. Evimi zihnimde, ruhumda taşıyabilmek, sevdiğim işi yapabilmek istiyorum ve elbette gezmeyi istiyorum. Tüm bunları bir arada yapabilen Burak Akkul'a da -doğal olarak- imreniyorum. Darısı benim başıma diyor ve sonraki kişiye geçiyorum...