![]() |
| Türkiye'de Hayvancılık Nasıl Düzelir? |
Özellikle yakın zamanda ithal ettiğimiz/etmeye başladığımız yem, canlı hayvan vb. ürünler, bizim tarım ve hayvancılıkta dahi kendimize yetmekte zorlandığımızın ispatıdır. Peki ne oldu da biz hayvan ithal eder vaziyete düştük? Hayvancılık nasıl düzelir? Devletin üzerine düşen ne? Vatandaşın üzerine düşen ne? Sektörde faaliyet gösteren firmalara düşen ne?
Tüm bu sorulara yanıt vermeden önce, bu yazıyı bir yazılımcı kafasıyla yazmadığımın bilinmesini isterim. Konuyla alakalı olarak birkaç veteriner dostumun görüşünü aldım. Onlara çeşitli sorular sordum. Kendi araştırmalarımı yaparak, yazıya başladım. Yani buradaki görüşler, konuyla tamamen alakasız kendi halinde bir adamın görüşleri olmaktan uzak bir konumda.
Şimdi soru(n)lara geri dönersek... Önce devlet tarafından bahsedelim.
Devlet destekli ıslah çalışmalarının yapılamaması: Türk insanı ve şirketleri, maalesef uzun vadeli oyun planı kuramıyor. Bu yüzden, günü kurtarmak varken kimse ıslah çalışmalarına girişmiyor. Ya da ıslah çalışmalarının -özellikle büyükbaş hayvanlarda- maliyetleri üreticilerin gözünü korkutuyor. Bazı birliklerin bakanlıkla birlikte yaptığı çalışmalar mevcut fakat yeterli değil. Bu daha geniş kapsamda yürütülmeli. İşin merkezine köylere gidilmeli. Tarım Eski Bakanı Sami Güçlü'nün bu konuda başlattığı-başlatmaya çalıştığı projelerin bir kısmı iptal edilirken, bir kısmının akıbeti belirsiz. Bu projelere ayrılan kaynakların nasıl kullanıldığı da -galiba- pek bilinmiyor. Konuyla alakalı Sami Güçlü'nün Hürriyet gazetesine verdiği bir mülakat ve bahsettiği projeler, oldukça ilgi çekici. Okumak isteyenleri hemen Hürriyet'in arşivine alalım. (Eğer link bozulursa, yayından kalkarsa yorum olarak bildirmeniz halinde buraya yeni link koyabilirim.)
Rekabet koşullarında denetimsizlik: Süt hayvancılğı ve besicilik yapan küçük çiftçiler, piyasayı domine edebilecek durumda değiller. Haliyle... Piyasayı domine edemedikleri için de dalgalanmalarda zarar ediyorlar. Mesela; yem fiyatlarına gelen beklenmedik zamlar, büyük oyuncuları -stoklu çalıştıkları için- ilk anda etkilemezken, küçük oyuncuların zararına yol açıyor. Aynı hızla süt fiyatlarına zam gelmiyor. Hatta kimi zaman, toplayıcılar tarafından süt fiyatlarına hiç zam yapılmıyor. Bu da küçük üreticinin malını ya da hayvanını zararına satmasına yol açabiliyor. Bu koşulların denetim altına alınmaması küçük çiftçiyi, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde tamamen bitirecektir. (Bu noktada bir parantez açmakta fayda var... Özellikle ziraat ve veteriner fakülteleri çevrelerinde sessiz sessiz konuşulan bir şey var. Tarımda tekelleşme. Büyük oyuncuların, verimli arazi toplamalarından tutun da, hayvanları ucuza kapatmaya kadar pek çok şey konuşuluyor. Bu riskli bir durum. Bu konuya başka bir yazıda değinmek üzere, fısıltı gazetesinin sürmanşetini bu kadarda bırakalım.)
Tarım politikasındaki genel sorunlar: Bu madde hakkında söylenebilecek çok fazla şey var. Yerli tohum bankalarının kurulamamasından, sulama hatalarına, anız denetimlerine, gübre ve ilaç kullanımı yanlışlıklarına kadar pek çok şey söylenebilir. Ancak en çok şikayet edilen iki şey var. Biri yerli tohum kullanılmaması-teşvik edilmemesi. Diğeri, genetik bilimine yatırım yapılmaması. Yerli tohum kullanılmadığında, tohumu dışarıdan almak zorundasınız. Bu da tarımınızı dışa bağımlı kılıyor. Bununla da kalmıyor, mahsülün fiyatlarının artmasına yol açıyor. Zincirleme bir reaksiyon sonucu da et ve süt fiyatlarında artışa sebep oluyor. Dolayısıyla tarım politikasında yapılan en ufak bir yanlışlık, katlanarak et-süt ürünlerinde sorunlara yol açıyor. (Fark ettiyseniz, "Samanı bile ithal ediyoruz, samanı!" demedim. Oralara girersek, hayvancılık faaliyetlerine yoğunlaşmakta zorlanırız.)
Bunlar devlet tarafında görülen sorunlar. İş sadece devletle bitmiyor. Daha bu işin üretici ve veteriner hekim tarafı var. Sonra -son tüketici olan- vatandaş tarafı var. Şimdi üretici ve hekim tarafına bir göz atalım...
Hayvan beslemenin bilimsel yapılmaması: Hayvanların etçi mi sütçü mü olacağına-ırkına-coğrafi şartlara vb. verilere göre, çeşitli araştırmalar sonucunda hayvanların belli bir yem rasyonuyla (hangi yemden hangi oranda verileceğinin belirlenmesine rasyon deniliyor) beslenmesi gerekiyor. Süt için konuşursak, kaliteli bir sütte olması gereken yağ/karbonhidrat/protein/su miktarı yapılan araştırmalarda ortaya konulmuş vaziyette. Bu kalitenin sağlanabilmesi için çeşitli rasyonlar hazırlanıyor. Hatta bu konudaki araştırmaları yürütmek ve konuyla alakalı hekim adaylarını eğitmek için "Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı" var. Fakat bizim üreticilerimiz, hayvanlarına ne bulurlarsa onu yediriyorlar. Yem maliyetlerini aşağı çekmek için; kesik çimlerden tutun da, sadece samana, sade samandan tutun da, yediği kavunun karpuzun kabuğuna kadar hayvana bir sürü şey yediriyor. Bu da üretilen üründe kalitesizliği ve verimsizliği getiriyor. Yurt içinde ve yurt dışında sonuçlanmış veya süren birçok besleme çalışması var. (Hatta ilginç geldiği için paylaşmak istiyorum. Araştırmam sırasında denk geldim; zeytinyağı üretiminde açığa çıkan yan ürünlerin hayvan beslemesinde kullanılmasına dair bir araştırma bile var. Zootekni Derneği'nin internet sitesinde yer alan araştırma Onur Keser ve Tanay Bilal tarafından yapılmış. Konuyla ilgili olanlar araştırmanın PDF'ine buradan ulaşabilirler.) Bilimsel çalışmalar sürerken, bunun çiftçiye yansımaması çok kötü. Et ve sütte istenilen kalitenin yakalanması sadece ıslah çalışmalarıyla mümkün değil. Hayvanlar için iyi bir beslenme imkanı sağlanmalı. Aynı zamanda hayvan refahı da göz ardı edilmemeli. Ancak hayvan refahı da, tahmin edersiniz ki, aynen beslemede olduğu gibi gözardı edilen unsurlardan biri.
Yanlış suni tohumlama: Bu durum özellikle büyükbaş hayvanlarda ortaya çıkıyor. Suni tohumlama yapılırken, hayvan sahibinin isteği doğrultusunda küçük ırk hayvana büyük ırk tohumu atılıyor. Bu da doğumda hayvanın zorlanmasına, hatta çatı ayrılmasına sebep oluyor. Çatı ayrılması da hayvanın ölmesiyle eş anlamlı. O hayvan bir daha ayağa kalkamıyor. Sütçü bir hayvansa, o hayvanın sonraki yıllarda vereceği süt ziyan oluyor. Etçi bir hayvansa, gelişimini tamamlaması ya da etin istenilen kaliteye ulaşması mümkün olmadan kesime gidiyor. Her şekilde ziyan. Bunu çiftçi isteyebilir. "Ne olacak doğurur." diyebilir. Fakat veteriner hekimin buna müsaade etmemesi gerekir... Bu nedenle, yanlış suni tohumlama; hem üretici tarafına, hem de hekim tarafına hata olarak yazılabilir.
Birliklerin yeterince etkin-verimli çalışmaması: Yukarıda saydığım maddelerden birinde, rekabet koşullarının küçük üreticiyi zorlayacak durumda olduğundan bahsetmiştim. Bunun önüne geçebilecek -bence geçmekle mükellef- üretici birlikleri etkin çalışmalar yürütmüyor. Birlikler ve kooperatifler, gerektiğinde büyük oyuncularla-markalarla pazarlık yapmalı. Üreticiyi koruma altına almalı. Fakat durum böyle gerçekleşmiyor. Üretici birlikleri konusunda çeşitli olumlu gelişmeler yaşansa da bunlar hayvancılığa ciddi katkılar sağlayabilecek düzeyde değil. Rekabet koşullarının, küçük üreticiyi zora sokmaması için; yem üreticileriyle, et ve süt üreticileriyle birlikler pazarlık yapmalı ve bunu hayvancılar lehine sonuçlandırabilmeli. Bununla da sınırlı değil elbette. Küçük üreticilerin bilinçlendirilmesi adına da çalışmalar yapmalılar. Hayvan refahı, ıslah çalışmaları, hayvan besleme ve hastalıklar konusunda üretici ne derece bilinçli olursa; hayvancılık o derece ilerleyecektir. Bu bilinçlenmeyi sağlayacak olan da üreticilerin kendileri ve dolayısıyla birlikler-kooperatiflerdir.
Bitti mi? Maalesef bitmedi. Hayvancılık konusunda sadece veterinerler, üreticiler ve devlet sorumlu değil. Biz vatandaşlar da sorumluyuz. Hatta belki de en çok biz sorumluyuz. Gelelim işin vatandaş tarafına...
Siyasiler ve devlet üzerinde etkin baskı oluşturamamak: Öncelikle hangi konuda olursa olsun, devletin bir takım çalışmalar yapması isteniyorsa; bunu vatandaş talep etmelidir. Vatandaş talep etmediği zaman, devlet kendiliğinden harekete geçmeyecektir. Hayvancılık konusunda da durum tam olarak budur. Türkiye'de et fiyatlarının pahalı olduğunu mu düşünüyorsunuz? O zaman kabahat sizde! Eğer siz bu fiyatların aşağı gitmesini istiyorsanız, politika yapıcılar ve devlet üzerinde etkin baskı unsuru olmak zorundasınız. Et fiyatlarının aşağı gitmesini sağlayacak olan tedbirlerin alınmasını, alınmasının gerekli olduğunu düşündüğünüz tedbirleri dilekçeler yazarak, sosyal medyada konuşarak, etrafınızda anlatarak ve hatta eylem yaparak istemek zorundasınız. Ancak bu sayede devleti ve siyasileri harekete geçirebilirsiniz/geçirebiliriz.
Tükettiği hayvansal gıdalar bakımından bilinçli olmaması: Tüketicilerin pek çoğu aldığı et ürünlerinin -özellikle ambalajlı olanların- içeriğini bilmiyor. Dana eti sucuk aldığını zanneden vatandaş, hindi ve tavuk da karıştırılmış bir sucuğu yiyebiliyor. Ya da et ürünlerinin hangi aşamalardan ve kontrollerden geçerek kendisine ulaştırıldığını sorgulamadan, ilgili belgeleri talep etmeden-görmeden alışverişini tamamlıyor. Bu ciddi bir sorun. Çünkü, veteriner hekim denetimi olmayan etlerin tüketimi çok yaygın. Çünkü muhteviyatı bilinmeyen ambalajlı gıdaları tüketiyor. Çünküsü çok ve üstelik bu dürüst üreticilerin gelirlerini de baltalıyor. Bu konuda bilinçlenmek, tükettiğimiz gıdaların içeriğini bilmek zorundayız. Bu bizim -kimseye karşı değilse bile- kendimize karşı görevimiz!
Küçük yaştaki hayvanların kesimine seyirci kalmak-onay vermek: Vatandaş, devlet ve üretici tarafından ortak olarak yapılan hatalardan birisi de erken yaşta hayvan kesimi. Hayvandan bir ya da birkaç nesil daha almak mümkünken; hayvanı doğrudan kesime göndermek ve paraya çevirmek üreticinin işine geliyor. Bunu denetleyerek kontrol altına alması gereken devlet, -en hafif tabirle- görmezden geliyor. Tüketici de küçük yaşta kesilen hayvanın eti daha yumuşak diye rağbet gösteriyor. El birliğiyle kendi ayağımıza sıkıyoruz. Özellikle bu konuda süt kuzuları ve süt danaları örnek veriliyor. (Hatta yöresel lezzetlerden Erzurum'un meşhur cağ kebabı, 11 kiloyu geçmeyen kuzulardan yapılıyor.)
Çok uzun bir yazı oldu farkındayım. Fakat gördüğüm, duyduklarımdan derlediğim, araştırmalarım sonucu elde ettiğim bilgilerin hiçbiri "olumlu" görünmüyor. Bu durumu tersine çevirmek elimizde. Biz elimizden geleni yaparsak, yarın daha yaşanılabilir bir Türkiye'ye kavuşuruz. Biz elimizden geleni yapmadan, oturduğumuz yerden iyiyi isteyemeyiz. İyiyi alabilmek için çalışmamız, bu yönde emek göstermemiz gerek. Diyerek, yazımı sonlandırıyorum. Sonuna kadar okudunuzsa, teşekkür ederim; sıkıldınızsa özür dilerim. Türkiye'de hayvancılık ve hayvancılık sorunları hakkında söyleyecekleriniz varsa, yorum kısmını kullanmaktan çekinmeyin!

Yazınızı okudum,uzun olmasına doyurucu bilgilere değinmişsiniz,tebrik ederim efendim.Bugün köylüler için hayvan besleme sayısı azlık çokluktan ziyade ihtiyaçlarını giderme ve karnını doyurma amaçlıdır.
YanıtlaSilDevletimiz köylünün hayvan yetiştirmesini teşvik etmek ve kırsalda eşitliği sağlamak için küçük kapasiteye sahip köylülere faizsiz kredi vermesi gerekirken, krediden mahrum bırakması; kelimenin tam manasıyla; adaletsizliktir, eşitsizliktir, ayrımcılıktır.
Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2014 yılını Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı olarak ilân etmişken; küçük aile çiftliklerine kredi ve teşvik vermemek elbette düşündürücüdür. Devletimiz bu durumda zayıfın elinden tutması, yerden kaldırması gerekirken, adaletsizliğiyle zayıfı ezip, güçlüye omuz vermesi, kırsalda adaletsizliği ve eşitsizliğe önayak olması elbette akıl kârı değildir.
Bizce asıl yapılması gereken, düşük faizli kredi kullandırmaktan ziyade, hayvanı olmayan köylüye bedava 5-10 damızlık hayvan vererek hayvancılığı ve üretimi teşvik etmektir. Saygılarımla...
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim. Damızlık hayvan verilmesi -bence- tek başına yeterli bir çözüm yolu değildir. Yazıda da değindiğim gibi; hayvan refahı ve hayvan besleme konusunda uygulanacak bilim dışı faaliyetler, eninde sonunda yine ülkeye zarar olarak dönecektir. Öneriniz gayet yerinde ancak takdir edersiniz ki; eğitim yanı olmayan her etkinlik eksik kalacaktır.
SilYorumunuz için tekrar teşekkür ederim. Geç yayınlayabildim, malumunuz elektrik kesintileri vardı. Bilgisayarım şarj olmadan açmak istemedim. Bu vakte kaldı yorumunuzun ve cevabın yayınlanması. Lütfen kusuruma bakmayın.
Ben bu sene tubitak ta bu konu üzerinde durmak istiyorum.belki faydası olur.birde hayvancıliğı yaygınlastirmak için acaba uygun askeriyelerin alanları ,askerler kullanilabilrmi?tarım bakanligiyla işbirliği yapılarak.uygun illerde yapılabilir mi? Bir öneri?
YanıtlaSilAçıkçası askeri arazilerin kullanılması, pratik olarak mümkün değil. Hayvancılık uygulamalarında, özellikle askerlerin yetiştirilmesi, eğitim görmesi için cumhuriyetin ilk yıllarında buna benzer bir girişim olduğuyla alakalı bir bilgi kırıntısı var hatrımda ama bana pek makul gelmiyor bu tip bir yaklaşım.
Sil